Köşe Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Köşe Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2009 Pazar

Doksan bin Türk’ten özre de karşı mısınız? (Mehmet Altan)

‘90. yılda 90 bin şehit anılıyor’ girişiminin temsilcisi Prof. Bingür Sönmez’in ‘zaman geçirilirse Sarıkamış’ta yitirdiklerimizin şehitliklerinin de tamamıyla kaybolacağını’ hatırlatan 2004 tarihindeki mektubunda ne deniyordu:

Bildiğiniz gibi 1914’te yaşanan bu dram 22 Aralık 1914’te başlayıp 5 Ocak 1915’te bitmiş ve tarihte örneği olmayan bir mağlubiyet yaşanmış ve 150 bin mevcutlu 3. Ordu’nun yüzde 95’i, yüksekliği 3150 metreye varan Allahuekber ve Soğanlı Dağları’nda karlar altında kalmıştır.

Eklediğim CD’de göreceğiniz gibi Mart ayı geldiğinde toplanan şehitler ya toplu mezarlara defnedilmiş ya da kurda-kuşa yem olmaması için bir araya toplanıp üzerlerine taş yığılmıştır. Bu CD’de bulunan 1914’te Ruslar tarafından çekilmiş filmdeki görüntüler çok hazindir.

...Sarıkamış Dayanışma Grubu olarak tek arzumuz Enver Paşa’ya hesap sormamak için üzeri karlarla örtülen 90 bin şehidi Çanakkale Şehitleri düzeyinde anmak, Sarıkamış’a bir 1914 Sarıkamış Harekat Müzesi kurmak ve ilginin devamını sağlamak için her yıl 22 Aralık-5 Ocak arasında Allahuekber ve Soğanlı yürüyüşleri yapmak.’

* * *

‘Enver Paşa’ya hesap sormamak için üzeri karlarla örtülen doksan bin şehit...’

Tek bir kurşun atmadan doksan bin askerimizi dondurarak öldüren anlayış neden doksan yıldır sorgulanmadı?

Bu topraklarda ‘Kürtlerin’ ya da ‘Ermenilerin’ öldürüldüğünün söylendiğini duyunca ayağa kalkmak ile ‘doksan bin Türk’ün öldürülmesi’ konusunu bu kadar sessiz geçiştirmek arasında utanç verici bir çelişki yok mu?

Neden Sarıkamış faciası doksan yıl boyunca sessizce geçiştirildi?

Enver Paşa ve takipçilerinin gerçeği hayásızca saptırıp, inanılmaz ölçülerde baskı yapmalarından tabii...

Düşünün ki, Türkiye’nin elinde bu dönemden kalma bir tek resim var... Diğerlerinin hepsi Rus arşivinde...

Tek bir satır yazılmaması için öyle bir baskı yapılmış ki... Konuyla ilgili hiçbir şey yazılmasın diye topyekûn bir basın yasağı konmuş...

Enver Paşa bu hezimeti Saray’a bir zafer olarak bildiren telgrafları bu baskıya ve yasağa güvenerek çekebilmiş...

Doksan bin Türk’ü Allahuekber Dağları’nda kırdırdıktan sonra geldiği Erzurum’dan karısı Naciye Sultan’a çektiği telgrafta köpeğinin durumunu sormayı da ihmal etmemiş...

* * *

Tabii gencecik insanları orada dondurarak öldürüp, bu dehşeti de unutturmanın ardında, geçen yıl Bingür Sönmez’in gönderdiği Alptekin Müderrisoğlu’nun ‘Sarıkamış Dramı’ adlı kitabından öğrendiğimiz bir ‘dış boyut’ var...

Sarıkamış’ta ölüme teslim edilen binlerce çocuğun dramının bir adım öncesinde Osmanlı Genelkurmayı’nın Almanlara teslimi yer alıyor.

1913’te General Liman Von Sanders başkanlığında 42 subaydan oluşan Alman Heyeti’ne birer üst rütbe verilmekle kalınmamış, Türk üniformaları da giydirilmiş. Böylece Almanya’da tümgeneral olan Liman Von Sanders mareşalliğe yükselmiş ve ordunun komutasını ele almış. Nitekim Çanakkale Savaşları’nı da o yönetmiş.

Osmanlı Genelkurmayı’nı yabancı ordu komutanlarına teslim etmekle kalmayan Enver Paşa, gene Almanların kışkırttığı Pantürkist akımın hevesiyle çocuklarımızı Sarıkamış’ta dondurarak öldürmüş...

Bu, Almanların çok işine gelmiş... Çünkü Rusya’nın üzerine gönderilen Osmanlı Ordusu, Doğu Avrupa’da Almanlara karşı savaşan Rusların oradan kuvvet çekmesine sebep olmuş.

* * *

Sarıkamış Dramı bu yıl da anılıyor... Bugün ve yarın Kars’ta çeşitli anma faaliyetleri var...

İlkel ve hamasi bir milliyetçiliği belki de en çok utandırması gereken konu Sarıkamış...

Kürtleri öldürmedik...

Ermenileri de kesmedik...

Peki, Sarıkamış’taki doksan bin Türk’ü ne yaptık? Ve neden bu trajediyi tam doksan yıl boyunca görmezden geldik?

Bunun bir cevaba ihtiyacı yok mu?’

* * *

Dün Sarıkamış Faciası’nın yıl dönümüydü...

Yukarıdaki yazıyı o nedenle tam üç yıl önce yazmıştım...

Sorum bugün de geçerli:

‘Sarıkamış’taki doksan bin Türk’ü ne yaptık?’

http://www.stargazete.com/gazete/yazar/doksan-bin-turk-ten-ozre-de-karsi-misiniz-157033.htm

“Gitme ey yolcu, beraber ağlaşalım !” (Ayşe Hür)

BEKA ENDİŞESİ . 1912-1913 Balkan Savaşları’nın yenilgiyle bitmesinden sonra Osmanlıcık ideolojisi ebediyen tarihe gömülmüş ve Türkçülüğe siyasi bir proje olarak bel bağlayanların sayısı hızla artmıştı. Türk milliyetçiliğinin sahneye geç gelmesi bu görüşün sahipleri açısından arayı kapatma telaşı yaratmış görünüyordu. Osmanlı’ya oldukça ters olan kapitalizmi ve milliyetçiliği ithal ederken ya da Batı’nın reform ısrarlarına boyun eğerken ortaya çıkan sorunlar, Batı dünyasına ve bu dünyanın doğal bir uzantısı gibi görülen gayrimüslimlere yönelik öfkeyi arttırıyordu. İttihatçıların ‘dahili tümörler’ dediği gayrimüslimler, hem ülke ekonomisinde Müslümanlardan daha büyük pay sahibi oldukları, hem de özerklik veya bağımsızlık talepleri ile örgütlendikleri için hedef tahtasındaydılar.

RADİKAL PLAN . Balkanlardaki büyük toprak kayıplarını sindirememiş olan İttihatçılar, Batılı devletlerin 1878 Berlin Antlaşması uyarınca Ermeni vilayetlerinde yapılması gereken idari ve toprak reformlar için baskı yapmaya başlamasıyla telaşa düştüler. Bölgenin Ermenilere geçmesi, imparatorluğun bir çeşit ‘yeniden doğuşu’ gibi görülen ‘Büyük Turan’ ülküsünün gerçekleşmesinin engellenmesi demekti. Birinci Dünya Savaşı ile ortaya çıkan kaotik ortam, İttihatçıların, 1914’te Ege’de, Rumları kaçırtarak provasını yaptıkları radikal planı yürürlüğe koymaları için gerekçe oldu. Bu hafta, ‘Ermenilerden özür diliyorum’ kampanyası etrafında koparılan fırtınaları biraz daha iyi anlamak için, omurgasını, Turan hayallerini sona erdiren ve tehcirle ilişkisi olan Sarıkamış Faciası’nın oluşturduğu küçük bir kronoloji hazırladım.

* * *

8 ŞUBAT 1914 .
Osmanlı Devleti, uluslar arası baskılar yüzünden 8 Şubat 1914’de Doğu Vilayetleri için önemli bir reform planını (Yeniköy Anlaşması) imzalamak zorunda kaldı.

2 AĞUSTOS 1914 .
Sadrazam ve Hariciye Nazırı Mehmed Said Halim Paşa’nın yalısında toplanan Alman Sefiri Baron von Wangenheim, Harbiye Nazırı Enver Paşa, Dahiliye Nazırı Talat Paşa ve Meclis-i Mebusan Başkanı Halil (Menteşe) Bey, gizli bir ittifak anlaşması imzaladılar. Benzer bir anlaşma Avusturya sefiri Pallivicini ile de imzalandı. Bu anlaşmalar o kadar gizliydi ki, kabine üyelerinin, hatta padişahın bile haberi yoktu! Ülke maceracı bir kliğin önderliğinde makûs sonuna doğru yola çıkmıştı.

? AĞUSTOS 1914 .
İTC Merkez-i Umumisi’nden Bahaeddin Şakir, Ömer Naci ve Hilmi Bey yanlarında Gürcü ve Azeri temsilcilerle Taşnak (Ermeni Devrimci Federasyonu, EDF) partisinin Erzurum’da yapılan 8. Dünya Kongresi’ne gittiler. Heyet, EDF temsilcileri Rostom, Vramyan ve Agnuni’ye “Başarımız Ermenilerin pozisyonuna bağlı. Eğer bizimle yürürseniz Kafkasları birlikte paylaşırız... Erivan, Kars ve Elizabetpol’un doğu kısmı, Van, Bitlis ve Erzurum vilayetleriyle birlikte Ermenistan’ı oluşturur” dediler. Benzeri teklifler İstanbul, Muş ve Van’daki EDF’lilere de yapılmıştı. Uluslararası ortamı kendi lehlerine gören EDF temsilcileri teklife sıcak bakmadıklarını söyledi. Böylece, İTC ile EDF arasında 1907’den beri süren ittifakın sonu geldi.

16 AĞUSTOS 1914 .
Almanların Goeben gemisi ‘Yavuz Sultan Selim’, Breslau gemisi ise ‘Midilli’ adını alarak Osmanlı bayrağı çektiler ve Alman Amirali Souchon’un yönetimine teslim edildiler.

? EKİM 1914 .
İmparatorluğun gayrimüslim tebaasının Amele Taburları’na alınmasına başladı. 1907 doğumlu Yozgatlı Veronika Berberyan yıllar sonra o günleri şöyle anlattı: “...Cumartesi günü, akşama doğru bütün erkekleri Türk ordusuna göndermek üzere toplamışlar; fakat orada Ermenileri Türklerden ayırmışlar. Ermenilerin haklarını savunma konusunda tam yetkili kılınmış olan dedem, Papaz Hakob Berberyan Ermenilerin silahaltına alınan Türklerden ayrıldığını görünce demiş ki: ‘Niçin Ermenileri ayırıyorsunuz?’ Türk binbaşı şöyle cevap vermiş: ‘Papaz Efendi, Ermeniler yol yapmaya gidecek, Türkler ise Rus cephesine.’ Ertesi gün pazardı. Dedem Kutsal Ayini bitirmiş ve daha yeni eve gelmişti. Nefes dahi alamadan kötü haber bize ulaştı. Artin Ağa’nın oğlu değirmenciydi; sabah kalkıp çalışmaya gitmiş, değirmenin yanında bir sürü insan kafatası, ayaklar, eller görmüş. Dili korkudan tutulmuş bir halde, nefes nefese koşarak eve dönmüş ve gördüğünü anlatmış. Artin Ağa oğluyla birlikte gelip dedeme dedi ki: ‘Dün akşam askere götürülenleri gece vakti boğazlamışlar.’ Dedem şöyle cevap verdi: ‘Gidin, Kaymakam’a şikâyet edin.’ Artin Ağa Kaymakam’a şikâyet etmeye gitmiş; ama o gece artık eve gelmemiş...”

22 EKİM 1914 . Enver Paşa Donanma Kumandanı Amiral Suchon Paşa’ya yazılı emir verdi: “Donanmayı Hümayûn, Karadeniz’de hakimiyet-i bahriyeyi kazanacaktır. Bunun için Rus donanmasını, nerede bulursanız ilân-ı harp etmeden ona hücum ediniz.”

29 EKİM 1914 .
Karadeniz’e açılan Yavuz ve Midilli Rusya’nın Sivastopol, Novorossisk ve Odessa limanlarını top ateşine tuttu.

2 KASIM 1914 .
Rusya Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. İtilaf Devletleri’nin savaşa katılma karşılığında İttihatçılara vaat ettiği paralar, Romanya ve Bulgaristan üzerinden İstanbul’a doğru yola çıktı. Rus-Kafkas ordusu, Karadeniz’den Ağrı Dağı’ndaki hudut üzerinden yedi kol halindeki saldırısıyla Pasinler’e kadar ilerledi.

9-18 KASIM 1914 .
3. Ordu, Rusları Köprüköy’de [Eleşkirt] durdurdu. Ama Kumandan Hasan İzzet Paşa, askerin giyim ve iaşesinin yetersizliğini ve kış şartlarını düşünerek çekilen Rusların peşine düşmedi.

? KASIM 1914 .
Adsız bir asker günlüğünde şunları yazdı: “Bu yaz, iki alayımızla Yemen’den buraya naklolunduk. Yola koyulmamızdan dört ay sonra buraya ulaştık ki, Arabistan’ın cehennemî sıcağı Köprüköy’deki [Eleşkirt]ayaz yanında nimet-i ilâhi imiş. Burada çadırın perdesi buza kesmiş oğlak kulağı gibi kırılmakta ve kopmakta. Bölük kumandanım, beni sıhhiyeye nakletmiş ise de, tabip ve ilaç yokluğundan çaresiz kalıp tekrar takımıma döndüm. Akşam yaklaşınca Köprüköy’e civar dağlardan tipi boşanır. Kumandanımız, gelecek cuma Başkumandan Enver Paşa Hazretleri’nin teftiş ve hücum için geleceğini müjdeledi. O gelinceye kadar da yün içlik, çorap ve paltoların verileceğini ve Yemen yazlıklarını atacağımızı müjdeledi. Allah, devlete ve millete zeval vermesin. Başkumandan Paşa Hazretleri’nin gelmesi ile, Moskof’un kahrolacağından ve kâfirin, karşımızdaki tepelerde geceleri seyrettiğimiz ocaklı ve mutfaklı karargâhlarını ele geçireceğimizden subaylarımız çok emin...”

16 ARALIK 1914 .
Alman kurmay ve generalleriyle Erzurum’a gelen Harbiye Nazırı Enver Paşa, hocası Hasan İzzet Paşa’ya bağırdı: “Hatalı davrandınız, başarılı olamadınız! Rus Ordusu burada yok edilmeliydi. Şimdi hemen harekete geçip, Rus Ordusu’nu yok edeceksiniz!” Yaşlı asker cesaretle cevap verdi: “Olmaz! Havaları görüyorsunuz. Her yerde kar var. Karakış başlamıştır. Bu şartlar altında bir harekât faciaya dönüşebilir. Kış şiddetini kaybetsin, yollar açılsın, düşmana haddini bildiririz!” Enver öfkeyle haykırdı: “Eğer hocam olmasaydınız, sizi idam ettirirdim!”

18 ARALIK 1914 .
3. Ordu’nun komutanlığını üstlenen Enver Paşa cephede konuştu: “Askerler! Hepinizi ziyaret ettim. Ayağınızda çarık, sırtınızda paltonuz olmadığını gördüm. Lâkin karşınızdaki düşman sizden korkuyor. Yakın zamanda Kafkasya’ya gireceğiz. Orada her türlü nimete kavuşacaksınız. İslâm âleminin bütün ümidi sizsiniz!”

19 ARALIK 1914 .
Enver Paşa İstanbul’daki eşi Naciye Sultan’a şu satırları yazdı: “Naciye, güzel melek! Ben yakında avdeti umarken şimdi zuhur eden bir hal beni daha bir müddetçik buraya bağladı. 3. Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa orduyu idare için kendisinde cesaret göremediğini söylüyor... Hep umduğum adamlar böyle çıkıyor. Şimdilik 3. Ordu’yu ben idare edeceğim. Allah kısmet eder de şu Moskofları bir ezersem, o vakit cicimi açık alınla kucaklarım...”

22 ARALIK 1914 .
3. Ordu’ya bağlı 9, 10, 11. Kolordular harekâta başladı. Kar kalınlığı kimi yerlerde bir metreyi geçiyordu. Zemheri denilen kışın en soğuk günleriydi. Kar kalınlığı bazı yerlerde bir metreyi geçiyordu. Sıfırın altında 39 derecelik soğuklar, düşmandan daha tehlikeliydi. Gündüz başlayan yürüyüşte yumuşayan çarıklar gece donmaya, ayakları mengene gibi sıkmaya başladı. Adım atmak neredeyse imkânsızdı. Askerler donmamak için oldukları yerde atlıyor, zıplıyor, kendilerini yerden yere vuruyordu ama nafile. Ayak parmaklarından başlayan donma, yavaş yavaş tüm vücutlarına yayılıyordu. Kimi yere çömeldi, kimi oturdu, kimi yuvarlandı, kimi bir ağaç gövdesine dayandı. Ortalık kardan heykellerle doldu.

24 ARALIK 1914 .
Beyköy’le Kuruköy’e ulaşmayı 3.200 kişi başardı. “Onları teslim alamadım. Çünkü bizden çok evvel Allahlarına teslim olmuşlardı” diye yazdı Rus Kurmay Başkanı Pietroroviç raporuna. Ama Enver Paşa inadından dönmedi. Acımasız emrini verdi: “Geri adım atanı üstü vuracaktır!” Ardından örnek olması için 40-50 kişi kurşuna dizildi.

1 OCAK 1915 .
Albay Hafız Hakkı Paşa başkumandan vekiline itiraf etti: “Bitti paşam, ordumuzun kısm-i küllisi mahvoldu.”

3 OCAK 1915 .
Her şeyin bittiğini anlayan Enver Paşa, Albay Hafız Hakkı Bey’i ‘Paşa’ yaparak 3. Ordu’nun başına geçirdikten sonra Erzurum’a doğru yola çıktı. Enver’i götüren araç, yolda bir Rus karakol birliği ile karşılaştı ancak Rus askerleri kendisini tanımadıkları için kurtuldu.

4 OCAK 1915 .
Hafız Hakkı Paşa geri çekilme emri verdi ve Sarıkamış Harekâtı sona erdi.

10 OCAK 1915
.Erzurum’dan otomobille Refahiye-Suşehri üzerinden İstanbul’a ulaşan Enver Paşa ‘cici karısı’ Naciye Sultan’a sarıldı. Ardından da Cercle d’Orient Kulübü’nde verilen ziyafete katıldı. İstanbul gazeteleri Genel Karargâhın zafer bildirisini yayımladı: “Ordumuz Sarıkamış’a dek ilerleyerek kesin başarı kazanmıştır.” Ancak, Enver Paşa basına öyle bir sansür uyguladı ki, yıllarca Sarıkamış Faciası hakkında gazetelerde tek satır, tek resim çıkmadı. Kendisine, 3. Ordu mıntıkasında zayi olmuş asker sayısının aslında 600 bin civarında olduğunu hesapladığını söyleyen Harbiye Nezareti'nin Ordu İkmal Dairesi Müdür vekili Miralay Behiç (Erkin) Bey’e şöyle dedi: “Bunlar nasıl olsa bir gün ölecek değiller miydi!”

15 ŞUBAT 1915 .
Hafız Hakkı Paşa, tifüse yakalandı ve Erzurum’da hayata veda etti.

19 ŞUBAT 1915 .
İtilaf Devletleri donanması, mayın ve lağım bölgelerini koruyan bataryaları susturduktan sonra açılan geçitten Marmara’ya girmek üzere Çanakkale Boğazı’nda harekâta başladı.

25 ŞUBAT 1915 .
Harbiye Nezareti ordu birliklerine gönderdiği bir yazıyla, Ermeni askerlerin silahsızlandırılmasını ve karargâhlardan uzak tutulmalarını emretti.

26 ŞUBAT 1915 .
Adana Valiliği, Erzin’deki Ermenilerin sahildeki İngiliz savaş gemileri ile ilişki kurma faaliyetinde olduklarını tespit ederek, “o bölgede hiçbir Ermeni kalmamak üzere Dörtyol’daki Ermenilerin tümüyle Osmaniye Ceyhan ve Adana’ya sevk edilmesine” karar verdi.

25 MART 1915 .
Zeytun’daki (bugün Kahramanmaraş’ta Süleymanlı) Aziz Astvatsatsin Manastırı’na sığınan 500 kadar Ermeni asker kaçağı, Binbaşı Hurşit Bey kumandasındaki 3 bin kişilik birlik tarafından teslim alınmaya gelindi. Sabahtan akşama kadar devam eden çarpışmalar sonucunda kaçaklar teslim oldu.

26 MART 1915 .
4. Ordu Komutanı Cemal Paşa Dahiliye Nezareti’ne isyanın bastırıldığını haber verdi. Bölge valisinin itirazlarına rağmen Zeytun’daki Ermenilerin üçte ikisinin Müslüman halkı çok olan ovalık bölgelere (örneğin Konya’ya) göç ettirilmesini önerdi. Sonra sürgünlerin yönü Der Zor’a çevrildi. Onların boşalttığı evlere Müslüman muhacirler yerleştirilmeye başladı.

19 NİSAN 1915 .
Van bölgesindeki Ermeniler isyan etti, hükümet birlikleri ile çeteler karşılıklı katliamlar yaptı.

24 NİSAN 1915 .
Yabancı basından ve kaçan esirlerden Sarıkamış faciasının aslını öğrenen halkı yatıştırmak için gazetelerde ‘Ermenilerin düşmanla ittifak yapıp orduyu arkadan vurduğu’na dair yazılar boy göstermişti. Bu konuda başı çeken Harb Mecmuası’nı çıkaran Albay Seyfi’nin de içinde bulunduğu gizli komite tehcir kararını aldı ve İstanbul’daki Ermeni cemaatinin önde gelenlerinden oluşan 235 kişilik ilk kafile Ayaş ve Çankırı’ya doğru yola çıkarıldı. Bu kişilerin çoğundan bir daha haber alınamadı.

18 MAYIS 1915 .
Van şehri Ermeni isyancıların yardımıyla Rusların eline düştü. Rusların kurduğu Antranik’in komutasındaki 1. Ermeni gönüllü birliği ile Osmanlı Meclisi’nde Erzurum milletvekili olan Armen Garo namlı Karekin Pastırmacıyan’ın örgütlediği 2. Ermeni gönüllü birliği bölgedeki Müslüman köylerini ve kendilerini desteklemeyen Ermeni köylerini yağmaladı, katliamlar yaptılar. Karekin Pastırmacıyan’ın kardeşi Vahan Pastırmacıyan ise, Sarıkamış’taki Osmanlı ordusunda Binbaşı Ziya (Yergök) Bey’in komutasında Ruslara karşı savaşmıştı.

27 MAYIS 1915 .
Ülkenin dört bir yanındaki Ermenileri Der Zor çöllerine gönderecek geçici tehcir kararnamesi çıkarıldı.

? HAZİRAN 1915:
Bursalı Aşot Ohanyan zorlu yolculuğu şöyle anlattı: “1914’te Türk Hükümeti gençlerimizi toplayıp, silah altına aldı; ondan sonra da ailelere ‘araba kiralayın, yakın bir yere gideceğiz’ denildi. Parası olan yük arabası kiraladı, parası olmayan da yayan gitti. Biz de çocuktuk; annemizin eteğinden tutup yürüyerek gittik. Uzun süre yolculuk ettik. İlk durağımız Konya idi. Orada, bizi şehre sokacaklarına, dağlarda jandarmaların gözetimi altında aç susuz bıraktılar... Günlerce, haftalarca yürüyorduk. Ayaklarımız kanlar içinde yürüyorduk. Zaptiyeler kamçıyla vuruyorlardı. Birçokları buna dayanamayıp, yolda öldü. Cesetler yerde kalıyordu ve geceleri kurtlar onları yiyordu. Yayan gidiyorduk. Zaten çok az kişi kalmıştık, çünkü birçok insan ölmüştü. Bir de İğde diye bir köyün yakınlarına ulaştık. Orada ‘Paranız yok mu? Paraları çıkarın!’ diyerek üstümüze saldırdılar ve soygun başladı...”

17 HAZİRAN 1915 .
Almanya Büyükelçisi Wangenheim merkeze gönderdiği rapora “Ermeni tehcirinin sadece askerî nedenlerle yapılmadığı çok açık” diye yazdı. Talat Paşa “Dünya Savaşı’nı bahane ederek, dış ülkelerin diplomatik müdahalelerine aldırmaksızın, ülkeyi iç düşmanlardan tamamen temizlemek” istediğini ve bunun “Türkiye’nin müttefiki Almanya’nın da çıkarlarına” olduğunu söylemişti. Talat’a göre devlet böylece güçlenecekti.

9 TEMMUZ 1915 .
Amerikan Büyükelçisi Morgenthau, hatıratına, şu notu düştü: “Talat bana, meseleyi [tehciri] son derece etraflıca tartıştıklarını ve sonuçta bağlı kalacakları bir karara ulaştıklarını söyledi. Dünya tarafından suçlanacaklarını söylediğimde, kendilerini nasıl savunacaklarını bildiklerini söyledi. Başka bir deyişle umurunda bile değildi.”

31 AĞUSTOS 1915 .
Talat Paşa elinde bölgelere yolladığı bazı telgrafların çevirileri olduğu halde Alman Büyükelçiliği’ne gitti ve tarihe geçecek ünlü sözünü söyledi: “Ermeni meselesi hallolunmuştur!”

15 ARALIK. 1917 .
Sarıkamış Harekâtı sırasında Osmanlı Genelkurmay Başkanı olan General Bronsart von Schellendorf raporuna “Memleketin en güzide kuvvetleri harbin ilk senesinde harcandı” diye yazdı.

14 MART 1919 .
Savaş suçlarını soruşturmak üzere 1918’de Mustafa Arif (Deymer) başkanlığında kurulan Osmanlı Dahiliye Nezareti Komisyonu’nun raporuna göre Birinci Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerinin sayısı 800 bindi.


SARIKAMIŞ HAREKATININ BİLANÇOSU


“Askeri kırdıran Enveri Paşa”
(Bir Sarıkamış türküsünden)

Yıllardır tartışılır, Sarıkamış’ta cepheye kaç kişi sürülmüştü, kaç kişi şehit olmuştu? 1933’te yine Genelkurmay tarafından yapılan açıklamaya göre ‘zayiat’ yani ‘kayıp’ sayısı 109.274 idi. Bu kayıpların ne kadarı ‘şehit’, ne kadarı ‘yaralı’, ne kadarı ‘esir’, ne kadarı ‘firar’ hâlâ bilinmiyor. Daha sonra halk arasında yaygın kanaate uygun olarak “90 bin şehit verildi” dendi, ama sonra bu sayının Enver’in prestijini sarstığı görülünce sayı düşürülmeye çalışıldı. Ordunun tüm mevcudu 75 bin kişiyken, nasıl 90 bin şehit verilebilirdi ki? Tüm arşivler elinin altında olduğu halde yıllardır bu konuda bilimsel bir araştırma yayınlamamış olan Genelkurmay 18 Aralık 2007’de Internet sitesine koyduğu ‘bilgi notu’yla rakamı sessizce revize etti: Sarıkamış’ta tek kurşun atmadan şehit olanların sayısı 60 bindi!

Peki, bu sayılar doğru muydu? Sarıkamış’taki 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Köprülülü Şerif (İlden) Bey hatıratında şöyle yazmıştı: “9. Kolordu bölgesinde en bol olan şey erler idi. Gerçekten askere alma dairelerinden toparlanılmış cetvellere göre redif, usta ve acemi erlerin toplam sayısı 130.000 ve yaş sınırına varmamış yedek usta ve acemi erlerin toplamı 43.000 ki tümü 190.000 er ediyordu... Harekât başlayacağı zaman, 3. Ordu’nun mevcudu 190.000 insan ve 60.000 hayvandı. Bu mevcudun altı aylık iaşesi için yaklaşık 88 milyon kg. buğday, çavdar ve arpaya gereksinim varken, ordu ambarlarında yalnız 1.250.000 kg yiyecek ve tahıl vardı...” Anlaşılıyordu ki, Sarıkamış’ta çarpışan 3. Ordu, 75.000 kişilik değil, 173 bin kişilik orduydu.

SUÇLU AYAĞA KALK! . Peki, 1933’de itiraf edilen 109.274 ‘zayiat’ kimin suçu? Harekâta karar veren, bunu komuta kademesine zorla kabul ettiren, askerleri giysisiz, iaşesiz -39 derecede cepheye süren Enver Paşa’nın suçlandığını sanıyorsunuz değil mi? Yanılıyorsunuz. Kimi İttihatçılar gibi Ermeni çetelerini suçladı, kimi Köprüköy’de düşmanı takip etmeyen Hasan İzzet Paşa’ya attı suçu, kimi en az Enver Paşa kadar hırslı ama strateji ve taktik cahili olan Hafız Hakkı Paşa’ya, kimi Osmanlı Genelkurmayı’nın başındaki Alman generali General Bronsart von Schellendorf’a attı suçu.

2007’de Genelkurmay, "Sarıkamış Kuşatma Harekâtı; düşman kuvvetlerinin arkasına düşmeyi hedef alan başarılı bir plandı. Ancak stratejinin faktörlerinden zaman ve iklim şartları iyi değerlendirilemediği için bu sonuç kaçınılmaz olmuştur” diyerek durumu idare etmeyi seçti.

Halbuki, Enver’le düştüğü anlaşmazlık yüzünden Irak’a gönderilen Goltz Paşa günlüğüne şöyle yazmıştı: “Kafkasya’da maalesef Napolyon Bonapart olduğunu iddia eden ve cahil yetişen birçok adam var. Bunlar, ordularına güçleriyle bağdaşmayan görevler vermişler ve bu yüzden ordularını büyük zarara uğratmışlardır.”

Birinci Dünya Savaşı’nda kaç şehit verildiği de hala bilinmiyor. Resmi rakamlara gör 400 bin şehit var. Bunların hesabının da İttihatçı Paşalara sorulması gerekiyor. Hal böyleyken, birileri hatalarına hala günah keçileri arıyor. Onlar güneşi balçıkla sıvamaya çalışsın, noktayı ‘vatan şairi’ Mehmet Akif (Ersoy) koysun: “Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım/ Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım/ Ne yapıp yeisimi kahreyleyeyim, bilmem ki/ Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!/ Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan yatıyor şimdi...”

Özet Kaynakça:
Köprülülü Şerif (İlden), Sarıkamış, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2003; Alptekin Müderrisoğlu, Sarıkamış Dramı, Kasdaş Yayınları, 1988; Bingür Sönmez, Reyhan Yıldız, Ateşe dönen dünya:Sarıkamış, İkarus, 2008; Metin Tekin, Birinci Dünya Savaşı Anıları-Sarıkamış’tan Sibirya’ya, Timaş Yayınları, 2006; Taner Akçam, Ermeni Meselesi Hallolunmuştur, İletişim, 2008; a.g.y., İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu, İmge Yayınevi, 2002; Vergine Svazlian, Ermeni Soykırımı, Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları, http://www.ermeni.org/turkce.

http://taraf.com.tr/makale/3213.htm

20 Mayıs 2007 Pazar

Sarıkamış'ın hatırlattıkları

Aslında iyi ki ünlü kalp-damar cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez önayak oldu da, 90 yıl önceki Sarıkamış felaketini hatırladık, Allahuekber dağlarında kaybettiğimiz 90 bin askerimizi anma fırsatı bulduk bu yıl.
Yanılıyorsam beni affedin ama galiba ilk kez Cumhuriyet öncesi bir döneme ait (Çanakkale savunmasında elde edilen başarı hariç) bir askeri zafer ya da hezimeti neredeyse resmi düzeyde de anmış olduk.
Osmanlı'nın 1. Dünya Savaşı'na Almanya ile aynı safta girmesi hâlâ tam olarak aydınlanamamış ve büyük ihtimalle aydınlanamayacak bir komplodur. Savaşın neredeyse tamamı, bu başlangıç komplosuna uygun biçimde, büyük bir maceracılıkla yönetilmiştir Osmanlı tarafından.
Aslında belki 'Osmanlı' demek bile yanlış, savaşı esas yöneten, bütün o büyük maceralara giren ve koca imparatorluğun batışını hızlandıran baş aktör Enver Paşa'dır.
1. Dünya Savaşı'nın ana cephesi Fransa'da, Verdun'dadır. Burada yıllar süren cephe savaşları yapılmış, Almanya ile karşısındaki Fransa-Britanya ikilisi cephede inanılmaz bir denge sağlamıştır. Ne ileri gidilmektedir ne geri.
İşte bu kilitlenme yüzünden, gerek Müttefikler ve gerekse bizim de mensubu olduğumuz Mihver devletleri koca dünyayı bir satranç tahtası gibi görerek çeşitli hamleler yapmışlardır. Aslında bu satranç hamlelerindeki bütün amaç Verdun'deki dengeyi değiştirmektir.
Osmanlı'nın görevi, ilave cepheler açarak Rus ya da Britanya kuvvetlerinin Verdun'den ya da Alman cephesinden uzakta durmasını sağlamaktır. Askerlerimizin savaşarak bile değil donarak öldüğü Sarıkamış böyle bir maceradır. Amacı Rusları Kafkasya'da meşgul etmek, böylece Almanya cephesine asker göndermelerini engellemektir.
(Ruslar Alman cephesine ilave asker gönderemeyince Almanya da Verdun'den asker azaltmak zorunda kalmayacaktır. 1915'te Britanya-Fransa ikilisinin giriştiği Çanakkale macerasının sebebi de aynıdır, Rusya'yı rahatlatmak ve Almanya'ya arkadan bir cephe daha açmak.)
Sarıkamış seferinin yegâne bedeli 90 bin şehit değildir. Doğu illerinin, Van dahil kaybedilmesi, tehcirle başlayıp önce tek taraflı sonra iki taraflı kıyımla devam eden Ermeni meselesi vs. hep bu maceranın sonuçlarıdır. O sonuçların bir bölümünü bugün hâlâ yaşıyoruz.
Sarıkamış gibi başka felaketleri de vardır Osmanlı'nın bu savaşta. Mesela Kanal Seferi. Burada da amaç, Britanya'nın Mısır'daki ve Hindistan'dan gelen kuvvetlerini Ortadoğu'da meşgul etmek, mümkünse yenmektir. Böylece o güçlerin Verdun'e yardıma gitmesine engel olunacaktır. Osmanlı, Kanal Seferi'nde ordusunun önemli bir bölümünü ve yanı sıra Hicaz ve Filistin topraklarını da kaybetmiştir. Bu kayıplar sonunda Musul ve Kerkük'ün elden çıkışına kadar uzanmıştır. Yani, Kanal Seferi'nin sonuçlarını da bugün hâlâ yaşamaya devam ediyoruz.
Bir başka macera Galiçya seferidir. Bilir misiniz ki taa bugünkü Polonya'da, Krakow yakınlarında bile Türk şehitlikleri vardır.
O şehitlikler sadece Polonya'da değil Romanya'da, bugünkü Ukrayna topraklarında da mevcuttur. Ve o şehitler çok uzak bir zamanın değil 1. Dünya Savaşı'nın şehitleridir.
Enver Paşa'nın maceracılığı Osmanlı topraklarıyla ve Osmanlı'nın siyasi ömrüyle de sınırlı değildir. Savaşın ardından bir Alman denizaltısıyla Rusya'ya kaçan Enver Paşa, Orta Asya'da Turan rüyasıyla bir ayaklanma başlatır ama Kızıl Ordu bu ayaklanmayı ezer. Sonuçta, o zamanlar koca bir Türkistan Sovyeti olan bütün Orta Asya'yı Stalin Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Kazakistan adlarıyla beşe böler. Yani, Orta Asya'da bugün bile süren ayrılıkların ve karmaşanın temelini de aslında Enver Paşa atar.
Bunlar öyle övünerek hatırlanacak şeyler değil ama unutulacak gibi şeyler de değil. Bu yıl yerinde bir girişimle Sarıkamış'la başladığımız hatırlamayı sürdürmemiz gerek bence.

İsmet Berkan

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=138763

Bu topraklarda doksan bin Türk öldürüldü

"Bu topraklarda doksan bin Türk öldürüldü"

Geçen yıl bu tarihlerde, "90. yılda 90 bin şehit anılıyor" girişiminin temsilcisi Prof. Dr. Bingür Sönmez'in "zaman geçirilirse, Sarıkamış'ta yitirdiğimiz insanlarımızın şehitliklerinin de tamamıyla kaybolacağını" hatırlatan mektubunda ne deniyordu:
"Bildiğiniz gibi 1914'te yaşanan bu dram 22 Aralık 1914'te başlayıp 5 Ocak 1915'te bitmiş ve tarihte örneği olmayan bir mağlubiyet yaşanmış ve 150 bin mevcutlu 3. Ordu'nun yüzde 95'i, yüksekliği 3150 metreye varan Allahuekber ve Soğanlı Dağları'nda karlar altında kalmıştır.
Eklediğim CD'de göreceğiniz gibi mart ayı geldiğinde toplanan şehitler ya toplu mezarlara defnedilmiş ya da kurda-kuşa yem olmaması için bir araya toplanıp üzerlerine taş yığılmıştır. Bu CD'de bulunan 1914'te Ruslar tarafından çekilmiş filmdeki görüntüler çok hazindir.
....Sarıkamış Dayanışma Grubu olarak tek arzumuz Enver Paşa'ya hesap sormamak için üzeri karlarla örtülen 90 bin şehidi Çanakkale Şehitleri düzeyinde anmak, Sarıkamış'a bir 1914 Sarıkamış Harekat Müzesi kurmak ve ilginin devamını sağlamak için her yıl 22 Aralık-5 Ocak arasında Allahuekber ve Soğanlı yürüyüşleri yapmak."


"Enver Paşa'ya hesap sormamak için üzeri karlarla örtülen doksan bin şehit..."
Tek bir kurşun atmadan doksan bin askerimizi dondurarak öldüren anlayış neden doksan yıldır sorgulanmadı?
Bu topraklarda "Kürtler'in" ya da "Ermeniler'in" öldürüldüğünün söylendiğini duyunca ayağa kalkmak ile "doksan bin Türk'ün öldürülmesi" konusunu bu kadar sessiz geçiştirmek arasında utanç verici bir çelişki yok mu?
Neden Sarıkamış faciası doksan yıl boyunca sessizce geçiştirildi?
Enver Paşa ve takipçilerinin gerçeği hayasızca saptırıp, inanılmaz ölçülerde baskı yapmalarından tabii...
Düşünün ki, Türkiye'nin elinde bu dönemden kalma bir tek resim var... Diğerlerinin hepsi Rus arşivinde...
Tek bir satır yazılmaması için öyle bir baskı yapılmış ki... Konuyla ilgili hiçbir şey yazılmasın diye topyekun bir basın yasağı konmuş...
Enver Paşa bu hezimeti Saray'a bir zafer olarak bildiren telgrafları bu baskıya ve yasağa güvenerek çekebilmiş...
Doksan bin Türk'ü Allahuekber Dağları'nda kırdırdıktan sonra geldiği Erzurum'dan karısı Naciye Sultan'a çektiği telgrafta köpeğinin durumunu sormayı da ihmal etmemiş...


Tabii gencecik insanları orada dondurarak öldürüp, bu dehşeti de unutturmanın ardında, geçen yıl Bingür Sönmez'in gönderdiği Alptekin Müderrisoğlu'nun "Sarıkamış Dramı" adlı kitabından öğrendiğimiz bir "dış boyut" var...
Sarıkamış'ta ölüme teslim edilen binlerce çocuğun dramının bir adım öncesinde Osmanlı Genelkurmayı'nın Almanlar'a teslimi yer alıyor.
1913'te General Liman Von Sanders başkanlığında 42 subaydan oluşan Alman Heyeti'ne birer üst rütbe verilmekle kalınmamış, Türk üniformaları da giydirilmiş. Böylece Almanya'da tümgeneral olan Liman Von Sanders mareşalliğe yükselmiş ve ordunun komutasını ele almış. Nitekim, Çanakkale Savaşları'nı da o yönetmiş.
Osmanlı Genelkurmayı'nı yabancı ordu komutanlarına teslim etmekle kalmayan Enver Paşa, gene Almanlar'ın kışkırttığı pantürkist akımın hevesiyle çocuklarımızı Sarıkamış'ta dondurarak öldürmüş...
Bu, Almanlar'ın çok işine gelmiş... Çünkü Rusya'nın üzerine gönderilen Osmanlı Ordusu, Doğu Avrupa'da Almanlar'a karşı savaşan Ruslar'ın oradan kuvvet çekmesine sebep olmuş.


Sarıkamış Dramı bu yıl da anılıyor... Bugün ve yarın Kars'ta çeşitli anma faaliyetleri var...
İlkel ve hamasi bir milliyetçiliği belki de en çok utandırması gereken konu Sarıkamış...
Kürtler'i öldürmedik...
Ermeniler'i de kesmedik...
Peki Sarıkamış'taki doksan bin Türk'ü ne yaptık? Ve neden bu trajediyi tam doksan yıl boyunca görmezden geldik?
Bunun bir cevaba ihtiyacı yok mu?

Mehmet Altan

Kaynak: http://arsiv.sabah.com.tr/2005/12/24/yaz71-40-121.html

Mezarlarını arayan Sarıkamış şehitlerinin gizli kalmış günlüğü

Kütüphanemde, senelerden beri itina ile sakladığım bir günlük vardır: 1914’teki Sarıkamış faciası sırasında Allahuekber Dağları’nda eriyip giden 3. Ordu’nun kumandanı Hafız Hakkı Paşa’nın günlüğü...

Bugüne kadar bırakın kitap haline getirmeyi, bir yazıda bahsetme fırsatını bile bir türlü bulamadığım bu günlüğün bazı bölümlerini, öncülüğünü seneler boyu binlerce kişiye

hayat veren Sarıkamış doğumlu kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez’in yaptığı ‘90. yılda 90.000 şehit anılıyor’ sloganıyla başlayan Sarıkamış programı sayesinde yayınlayabiliyorum. İşte, Sarıkamış faciasının sorumlularından olan Hafız Hakkı Paşa’nın kaleminden Birinci Dünya Savaşı’na girişimizin ve Allahuekber Dağları’nda yaşanan büyük hüznün öyküsü...


SARIKAMIŞ’taki şehitlikte bugün büyük bir heyecan rüzgárı esmekte... Karlarla kaplı Allahuekber Dağları’nda 1914 Aralık’ının son günlerinde yaşanan, tarihlerimize ‘Sarıkamış faciası’ diye geçen ve onbinlerce Mehmetçik’in canına málolan büyük bozgunun 90. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen anma törenine katılan binlerce kişi, şu anda şarkılarla, marşlarla ve dualarla şehitlerimizi yádediyorlar.

Öncülüğünü bugüne kadar binlerce kişiye hayat veren Sarıkamış doğumlu kalp cerrahı Bingür Hoca’nın yani Prof. Dr. Bingür Sönmez’in yaptığı ‘90. yılda 90.000 şehit anılıyor’ sloganıyla başlayan böylesine geniş çaplı Sarıkamış programı, bana kütüphanemde senelerden beri itina ile sakladığım bir günlükten sözetme fırsatını verdi: Sarıkamış bozgununun önde gelen isimlerinden olan Hafız Hakkı Paşa’nın günlüğünden...

‘Sarıkamış bozgunu’nun ayrıntılarını bilmeyebilirsiniz, zira bahsi pek geçmeyen bir faciadır, bu yüzden kısaca anlatayım:

Kars ve Ardahan, ‘93 Harbi’ diye bilinen 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar’ın eline geçmiş ve Sarıkamış kasabasına kuvvetli bir Rus garnizonu yerleştirilmişti.

SARAYIN DAMATLARI

Birinci Dünya Savaşı’na girmemizden hemen sonra, o günlerde devletin en güçlü adamı olan ve ‘Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili’ ünvanını taşıyan Enver Paşa, Anadolu’nun doğusunu Rus işgalinden kurtarıp Kafkaslar’a uzanabilmek için Sarıkamış’ı hedef alan bir harekát hazırlığına girişti. Paşa’yı bu harekáta yönlendirenlerin başında, onun gibi ‘sarayın damadı’ olan bir başka asker, Albay Hafız Hakkı Bey vardı.

Ve, çoğumuzun hálá bilmediği bir husus: Türkiye’nin o günlerdeki genelkurmay başkanı Türk değil, bir Alman generaliydi: General Bronsart von Schellendorf!

Enver Paşa,
diğer kumandanların ‘ordu hazırlıksız, üstelik kış bastırmak üzere’ yolundaki uyarılarına dinlemedi, Erzurum’a gitti, komutayı üstlendi, 10. Kolordu’nun başına Albay Hafız Hakkı Bey’i getirdi ve harekát 22 Aralık 1914’te başladı. İşin sonunun kötü olacağını kestiren bazı komutanlar, o günlerde ardarda istifa etmişlerdi.

DAĞLARA TIRMANDILAR

Paşa’nın savaş plánına göre, üç kolordudan meydana gelen 3. Ordu’nun bir bölümü Allahuekber Dağları’nı yürüyerek aşacak ve Sarıkamış kuşatılacaktı. Ama bazı komutanların ‘Sarıkamış’a ilk giren olma’ hayaliyle kendi başlarına harekete kalkışmaları, Hafız Hakkı Bey’in kaçan Rus birliklerini takip ederek kuşatma hattını lüzumsuz yere genişletmesi ve onbinlerce askeri kışlık elbiseleri olmadan karlarla kaplı Allahuekber Dağları’na tırmandırması büyük feláketi getirdi.

Birliklerimizden bazıları Sarıkamış’a girmeyi başarmalarına rağmen Ruslar tarafından yokedildiler ama asıl facia dağlarda yaşandı: Ruslar’a karşı henüz tek bir kurşun bile atmamış olan onbinlerce askerimiz soğuktan donarak sonsuz bir uykuya daldı, binlercesi de tifüsten kırıldı. 25 ve 26 Aralık günlerinde vaziyetimiz çok daha kötüleşti ve 3 Ocak’ta artık herşeyin bittiğini anlayan Enver Paşa, Albay Hafız Hakkı Bey’i ‘Paşa’ yaparak 3. Ordu’nun başına geçirdikten sonra Erzurum’a döndü. Daha birkaç gün önce onbinlerce askeri Allahuekber Dağları’na süren Hakkı Paşa 4 Ocak’ta geri çekilme emri verecek ve Sarıkamış harekátı böylesine büyük bir hüzünle noktalanacaktı.

GÖRÜLMEMİŞ SANSÜR

Enver Paşa,
Erzurum’dan İstanbul’a dönüşünde Türkiye’de örneğine bugüne kadar bile rastlanmamış olan bir sansür uyguladı ve basında Sarıkamış harekátı ile ilgili olarak tek bir satır haber yahut resim çıkmadı. Sansür öylesine yoğundu ki, halk, Sarıkamış’ta nelerin yaşandığını seneler sonra öğrenebilecekti.

Ders kitaplarında bile sadece birkaç satırla geçiştirilen ama bizler için aslında Çanakkale Savaşı kadar önemli olan Sarıkamış faciası, Prof. Dr. Bingür Sönmez’in senelerdir devam eden çabaları sayesinde gündeme bu sene böyle yoğun bir şekilde geldi ve çoğumuz belki farketmedik ama, bu hatırlayış Türkiye’de bir ilke de öncülük etti: Şimdiye kadar sadece zaferlerini ve mutlu günlerini hatırlayan Türkiye, geçmişindeki bir bozgun feláketini de ilk defa Bingür Hoca’nın sayesinde anıyor!

Prof. Bingür Sönmez neşteriyle bugüne kadar binlerce kişiye hayat vermişti, öncülük ettiği Sarıkamış organizasyonuyla da şimdi onbinlerce şehidin ruhunu şádetti.

Hakkı Paşa cephede öldü karısı sürgünde can verdi

HAFIZ Hakkı Paşa, sorumlularından olduğu Sarıkamış faciasını 16. asırda düşmanlarına esir düşen Fransa Kralı Birinci Fransuva’nın ‘Şereften başka herşey mahvoldu’ cümlesiyle özetlemişti.

1879’da Manastır’da doğan Hafız Hakkı Paşa, 23 yaşında kurmay yüzbaşı oldu, Balkanlar’daki çetelerle uğraştı, bir ara Viyana’ya askeri ataşe olarak yollandı ve 1914’te henüz yarbay iken Genelkurmay İkinci Başkanlığı’na getirildi.

7 Aralık 1914’te Kafkas Cephesi’ndeki 10. Kolordu’nun kumandanı oldu ve Sarıkamış bozgunundan sonra ‘Paşa’ yapılarak 3. Ordu’nun kumandanlığına tayin edildi. Ancak paşalığı 1,5 ay kadar sürecek, akıbeti Alahuekber Dağları’nda can veren askerlerin akıbetiyle aynı olacak ve tifüse yakalanan Hafız Hakkı Paşa hayata 1915’in 15 Şubat’ında, Erzurum’da veda edecekti.

‘Vicdani’ takma adıyla gazetelere çok sayıda makale yazan, ‘Şanlı Asker’ ve ‘Bozgun’ adında iki de kitabı olan Hafız Hakkı Paşa, Sultan Beşinci Murad’ın torunlarından Behiye Sultan ile evlenmiş ve ‘Dámád-ı Şehriyári’, yani hükümdar damadı olmuştu. Kocasının hatırasına hayatının sonuna kadar sıkı sıkıya bağlı kalan Behiye Sultan, 1924’te Osmanlı Hanedanı’nın bütün mensuplarıyla beraber Türkiye’den sürgüne gönderilecek ve hayata 1940’lı senelerde Kahire’de büyük bir yokluk içerisinde veda edecekti.

Hafız Hakkı Paşa’nın Osmanoğlu ailesi vasıtasıyla bana intikal eden günlükleri, 1915’in 12 Ocak günü yazılan satırlarla nihayete eriyor, zira Paşa, o tarihten itibaren kendisini ölüme götürecek olan hastalığın pençesine düşmüş bulunuyor.

Aşağıda, Hafız Hakkı Paşa’nın günlüklerinden Birinci Dünya Savaşı’na girişimizin ve Sarıkamış Harekátı’nın öncesi ile sonrasının anlatıldığı bazı bölümleri, diline ve üslubuna dokunmadan naklediyorum:

KASIM 1914: Mateessüf, sabah, donanmamızın düşman donanmasıyla harbe tutuştuğu haberi geldi ve hemen Alman erkán-ı harbiyyesi (genelkurmayı) ile temas edildi. Mezkur erkán-ı harbiyyenin bizden şunları istediğini anladık:

- Hemen, Karadeniz’de hareket.

- Mısır istikametinde mümkün mertebe çabuk ilerlemek.

- Cihad-ı mukaddes (kutsal savaş) ilán etmek.

Ben, bunların üçünü de saçma addediyorum fakat ne yapayım? Madem ki müttefik? Dik Alman kafasına láf anlatmak da kabil değil. Bir kerre de harp başlamış! Artık olacak!

Harp nasıl başladı: Donanma kumandanına şöyle bir emir hazırlanmış idi: ‘Rus donanmasını mahvederek Karadeniz’de hákimiyet kazanınız’. Bu emir, benim kasamda duruyordu. Ancak icabında ve zamanında verilecekti. Bizim hareketimizden evvel, Nazır (Harbiye Nazırı Enver Paşa) emri istedi. ‘Şuson’a (Alman amirali) vereceğim. Kapalı bir zarf içinde. Lázım olduğu zaman emri aç! diyeceğim’ dedi. Ben şüphelendim, rica ettim, dinlemedi.

Halbuki, iş büsbütün başka türlü imiş ve Şuson kendisi Alman kafasıyla yapmış, etmiş, bizi vakitsiz bir harbe sürüklemiş. Bundan sonra artık vaziyeti selámete çıkarmak için canla-başla çalışmak lázım.

ARALIK 1914: Hastaların yemekleri ve háli bir türlü düzelemiyor. Bugün yine birçok adam dövdüm ve derken yine bir feláket karşısında bulundum:

Hastahane yanında bir hasta nefer, titrek ayaklarıyla matarasını doldurmaya gidiyor! Sordum:

- Niçin gidiyorsun?

- Ne yapayım efendim, para ile su satıyorlar. Benim param yok!

- Kim satıyor?

- .....

- ..... kim?

- Hademe.

- Haydi göster.

Yürüdük. Zavallı, canlı cenaze gibi. Hastahaneden ahıra girdik. Yine iki ölü vardı.

İçeride bir teláş. Su değil, ekmek satılıyordu. İri yarı bir çavuş. 60 para, beş kuruşa ekmek satıyordu. Öldüresiye vurdum. Taşla kafasını ezdim. Firara koyuldu (kaçmaya çalıştı). Yanımdaki mülázım (teğmen) Küçük Münir yetişti, herifi altına aldı. Bir kasatura buldum, kafasını gözünü parçaladım.

10 OCAK 1915: Hava güzel, ben hastayım. Derece-i hararetim (ateşim) 37,5. Her tarafım ağrıyor. Vaziyet yine sakin. ...Yaralılara maaşlarına mahsuben 10 kuruş verdirdim. ... yaralı çavuşların Erzurum’a sevkini emrettim.

Ve, Bingür Hoca’ya küçük bir not: Paşa’nın günlüğünü o kadar istemenize rağmen 25 Aralık’a yetiştiremedim ama merak etmeyin, yakında yayınlayacağım...

Murat Bardakçı

Kaynak: http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/12/26/575300.asp


90 bin fidana kırmızı gül

90 bin fidana kırmızı gül

İSTANBUL/ERZURUM, DHA

Sarıkamış Faciası’nın 90’ıncı yılında, donarak hayatlarını kaybeden 90 bin şehidimizi, Genelkurmay Başkanı Org. Özkök’ün himayelerinde bugün anıyoruz.

Erzurum ve Kars Valilikleri, Atatürk ve Kafkas Üniversiteleri, ile sivil toplum örgütlerinin katılacağı törenlerde, Allahüekber Dağları’nın çeşitli yerlerindeki şehitliklere kırmızı güller bırakılacak.

ENVER Paşa komutasındaki 90 bin askerin Allahüekber Dağları’nda donarak şehit düşmelerinin 90’ıncı yıldönümü nedeniyle Erzurum ve Sarıkamış’ta anma törenleri yapılıyor. Çeşitli yerlerde bulunan şehitliklere, 90 yıl önce ölen 90 bin fidan için kırmızı gül ve karanfiller bırakılacak. Etkinlikler Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün himayelerinde gerçekleşecek. Erzurum, Kars valilikleri ile 9’uncu Kolordu, Atatürk ve Kafkas üniversiteleri ve sivil toplum örgütlerinin desteklediği ‘90’ıncı Yılda 90 Bin Şehit ve Gaziyi Anma Etkinlikleri’, bugün Atatürk Üniversitesi rektörlük binası önünde Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel bölümü öğrencilerinin yaptığı kardan heykellere kırmızı karanfil bırakılması ile başlanacak.

ANMA TRENİ

1914 yılında Kars Sarıkamış’ta kar altında donarak hayatını kaybeden 90 bin şehidi anmak için Haydarpaşa Garı’ndan dün sabah 08.00’de Doğu Ekspresi’yle hareket eden 50 kişi karanfil ve beyaz mendillerle uğurlandı. Sarıkamış Dayanışma Derneği Tören Düzenleme Komitesi Başkanı adına konuşan Prof. Dr. Bingür Sönmez, ‘Tarihimizde her zaman şehit denildiğinde Çanakkale Şehitleri akla geldi ve her zaman bu şekilde anıldı. Bizler ise Sarıkamış’ta yatan ve yattıkları yerler bile belli olmayan bu 90 bin şehidimizi anmak için böyle bir komite kurduk. Amacımız bunu gelenekselleştirmek ve Çanakkale Şehitlerimiz ile birlikte aynı isim altında anmaktır’ dedi. Prof. Dr. Bingür Sönmez, 90 yıl önce askerlerin Ulukışla’da trenden indikten sonra 42 gün yürüyerek Erzurum’daki birliklerine ulaştıklarını da söyledi.

9 KADIN

Sarıkamış’a dün Doğu Ekspresi’yle yola çıkanlara, bugün İstanbul’dan uçakla gidecek olanlar da katılacak. Sarıkamış’ta birleşen gruplar, Şişli Rotary Kulübü’nden elinde 10 gül bulunan 9 kadınla beraber şehitliğe geçecek. Kadınlar ellerindeki gülleri, ‘Donmuş Asker Anıtı’na bırakacaklar. Bu sırada Türk Hava Kurumu’ndan 8 paraşütçü uçaktan atlarken, 1 paraşütçü ‘Şehitler Ölmez’ pankartıyla yamaçtan havalanacak.

AYNI ROTA

Dedesini Sarıkamış Herakatı’nda kaybeden ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez ile ‘Kar Leoparı’ olarak tanınan Nasuh Mahruki’nin katılımı ile 26 Aralık pazar günü saat 06.00’da Erzurum’dan Sarıkamış’a hareket edilecek. Enver Paşa komutasındaki Türk ordusunun 90 yıl önce izlediği rotada olduğu gibi Pasinler - Horasan - Sarıkamış - Çatak - Kızılçubuk güzergahı izlenecek. Aynı gün saat 10.00’da Kızılçubuk Köyü’ne ulaşacak binlerce kişi, Çamurlutepe’ye tırmanacak.

Bu dağlar şehit yatağı

TÜRK savaş tarihinde bir dramı simgeleyen harekat, 22 Aralık 1914’te başladı ve 5 Ocak 1915’te Türk askerinin yaşadığı faciayla sona erdi. Türk ordusu, doğuda 29 Ekim 1914’te Rus ordusuyla savaşa girdi. Başkomutan mevkiinde olan Enver Paşa, Ruslara göre Sarıkamış, Türklere göre Allahüekber harekatını başlattı. Plana göre 9’uncu Kolordu, Sarıkamış Dağları’nı, 10’uncu Kolordu ise Allahüekber Dağları’nı aşarak Rusları Sarıkamış’ta kuşatıp imha edecekti. Ama Enver Paşa komutasında 90 bin Türk askeri, yazlık kıyafetle çıktığı harekatta, Allahüekber Dağları’nda soğuktan dondu. Böylece Türk ordusu, Ruslarla savaşamadan, ‘General Kış’a yenik düştü.

Sarıkamış ağıdı

Sarıkamış’ta var maşın

Urus yığmuş ağır koşun

Bizim asker açık, çıplak

Dağlarda büyüdü kışın


Çadırlar dağa kuruldu

Hücum borusu vuruldu

Bir Sarıkamış uğruna

Doksan bir fidan kırıldı

Anonim

Orduyu bırakıp İstanbul’a döndü

SARIKAMIŞ’ta Rus ordusunu imhayı planlayan Enver Paşa, 22 Aralık 1914’te Erzurum’a gelerek harekatı başlattı. Enver Paşa, 5 Ocak 1915’te durumun iyice kötüye gittiğini görünce, ‘Ben İstanbul’a dönüyorum’ diyerek cepheden ayrıldı. Bardız’dan Erzurum’a kızakla dönerken bir Rus karakol birliği ile karşılaştı. Ancak Rus askerleri karşılaştıkları kişinin Enver Paşa olduğunu farketmedi. Hiç bir müdahaleyle karşılaşmayan Enver paşa, Erzurum’a ulaştığında, Sofya’da bulunan ateşemiliter Mustafa Kemal’i acilen Çanakkale’deki birliğe kumanda etmesi için görevlendirdi. Enver Paşa, Erzurum’dan otomobille Refahiye - Suşehri üzerinden İstanbul’a ulaştı.

Nere gittin Enver Paşa

Yaşa Padişahım yaşa

Kan bulaşmış çatık kaşa

Biz Urus’a esir düştük

Sebeb oldu Enver Paşa

Sarıkamış içi meşe

Urus yaktı hep ateşe

Bizi koydun eli bağlı

Nere gittin Enver Paşa

Anonim


Prof. Sönmez uğurladı

Sarıkamış’a giden şehit askerleri temsil eden 50 kişiyi Haydarpaşa Garı’nda uğurlayan ünlü kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez, beraberindeki 150 kişiyle birlikte bugün uçakla törenlere katılmak üzere yola çıkacak.


Kaynak: http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/12/25/574748.asp

Bir facianın yıldönümü Bedeli: 90 bin şehit

19l4 yılı aralık ayının son günlerinde Türk orduları korkunç bir facia yaşamış, 90 bin askerimiz Doğu Anadolu'nun karla kaplı dağlarında çoğu donarak, bir bölümü de hastalanarak şehit düşmüştü.

1914 yılının yaz aylarında dostumuz ve müttefikimiz Almanların oyunu ve Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın yol vermesiyle Birinci Dünya Savaşı'na girmiştik.

Felaketimiz bu savaşın sonunda geldi. Doğu Anadolu, Kafkasya, Azerbaycan, İran, Irak, Suriye, Romanya (Galiçya), Arabistan, Yemen, Çanakkale cephelerinde savaştık. Sonuçta yenildik. Önce Mondros, sonra Sevr anlaşmalarıyla ülkemiz işgal edildi, parsellendi. Türk tarihinin en acı yıllarıdır.

Ordularımız bazı cephelerde sıcak ve susuzlukla, bazılarında dondurucu soğukla boğuştu. Düşmanla birlikte doğa koşullarıyla savaştık.

***

Adına Sarıkamış faciası diyoruz. Nedir bu? 1914 Aralık ayı sonlarında Türk ordusu Doğu Anadolu'da Rus ordusuyla savaşıyor. Amaç Rusların eline yıllar önce geçmiş olan Kars, Ardahan ve Sarıkamış'ı kurtarıp Kafkaslar'a sarkmak, böylece Rus ordusunu üzerimize çekip Alman ordularına yardımcı olmak!

Fakat ordunun ikmali yok... Gıda, silah, cephane, ilaç, giysi gelmiyor... Çünkü ülkede yol yok. İkmal yapılacak tek yer Trabzon Limanı. İstanbul'dan gemilerle malzeme göndereceksiniz, Trabzon'a gelecek, oradan da olmayan yollarla, hayvan sırtında Doğu cephesine! İstanbul'dan yola çıkan gemileri de Rus donanması avlıyor.

Kış korkunç. Hava sıcaklığı eksi 20'lerde, kar insan boyu. Asker çıplak. Üzerinde lime lime yazlık giysiler, ayağında çarıklar. Yiyecek yok, yatacak yer yok. Dağlardaki ordu donmuş toprağa kazılan ve adına zeminlik denilen köstebek yuvalarında yaşıyor, sacın üzerinde un pişirip bulursa peksimet yiyor. Herkes bitlenmiş durumda.

İşte bu koşullarda Enver Paşa, kolorduların dağlardan aşırılarak Sarıkamış'ı ele geçirmesini emrediyor. 3. Ordu Komutanı İzzet Paşa bunun mümkün olmadığı söyleyip görevinden istifa ediyor.

Enver Paşa, İstanbul'dan gelip komutayı alıyor. Emirler aynı. Sarıkamış alınacak, dönen kurşuna dizilecek.

Paşa cephede. Ordular Allahüekber ve Soğanlı dağları üzerinden yürüyecek, ani bir baskınla Sarıkamış alınacak.

3 kolordudan birinin başına Enver Paşa'nın en yakın silah arkadaşı Hafız Hakkı Paşa geçiyor. Paşalar arasında Sarıkamış'ı önce hangisi alacak rekabeti ortaya çıkıyor.

İki koldan dağlara tırmanış başlıyor. Dağlarda yol iz yok. Binlerce metre yükseklikteki doruklarda aç, çıplak, cephanesiz asker ve malzeme taşıyan katırlar günler boyunca perişan oluyor.

Sonuç tam bir faciaya dönüşüyor.

90 bin Türk askeri bu dağlarda -düşmanla hemen hiç çarpışmadan- donarak ve hastalanarak ölüyor.

Karargáha yapılan bir Rus baskını sonrasında Enver Paşa son anda kaçıp canını kurtarıyor ve kapağı İstanbul'a atıyor! Hafız Hakkı Paşa cephede tifüsten (bitlerden geçen öldürücü hastalık) ölüyor.

Bugün o dağlarda, Almanların hatırına ölüme gönderilen on binlerce zavallı Anadolu çocuğunun (cesetleri kurda kuşa yem olmayanların) toplu mezarları var.

Rus ordusu ilerlemeye başlayıp Erzurum'u ele geçiriyor.

***

Sarıkamış faciasının her yıldönümünde Türk Silahlı Kuvvetleri Erzurum'dan başlayan ve Sarıkamış'ta sona eren bir yürüyüş düzenliyor.

Bu yıl bu yürüyüşe ilk kez sivil toplum örgütleri ve kamu kuruluşları da katılacak. Kafile yarın sabah saat 04.00'te Erzurum'dan araçlarla hareket edecek, aynı yolları izleyip Sarıkamış önlerine gelecek ve son 18 kilometreyi gün boyu yürüyüp Sarıkamış'a ulaşacak.

(Ne yazıktır, dağ başlarında karda kışta donarak can veren 90 bin Sarıkamış şehidini anımsatacak görkemli bir anıtımız yok).

Bu yürüyüş öncesinde çok merak ediyorum, acaba bizim medyamız bu olaya hangi ölçüde ilgi gösterecek! Pazar ve pazartesi günleri televizyonlara, pazartesi günü gazetelere bakıp görürüz!

Bu iş popstar yarışması değil, televole değil, içinde göbek atmalar yok, baldır bacak yok, mankenler yok, din sömürüsü yok, AB tıraşı yok.

90 bin kişi birkaç gün içerisinde can vermiş, vermeselerdi! Medyamıza ne, kime ne canım!

Emin Çölaşan

Kaynak: http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2003/12/20/387899.asp

Sarıkamış’ın üstünde kar Altında Mehmet’im yatar

Sarıkamış’ın üstünde kar Altında Mehmet’im yatar*


ALLAHÜEKBER Dağları’ndaki ölüm ayaklardan başladı. 2800 metre rakımda, eksi bilmem kaç derecede düşmanı arkadan çevirmek için yürüyen on binlerce askerin çarıkları parçalanmış, yazlık üniformaları kurşun gibi inen kara dayanamayıp çaputa dönüşmüştü.

Birbirlerine sokularak insan üstü bir gayretle yürüyorlardı.

Aç ve susuzdular.

Ayakları morarmaya, sonra kararmaya başladı. Ölüm aşağıdan yukarı doğru ağır ağır yükseliyordu. Yürüyemeyecek hale gelenler bir bir düşüyordu.

Komutanların emri kesindi:

"Düşeni kimse kaldırmayacak, yürüyüş aksatılmayacak."

Asker çaresizlik içindeydi ama bir an önce ölüm dağını aşıp Sarıkamış’a inmek, düşmanı vatan topraklarından atmak istiyordu.

Enver Paşa Rusları yenip eşsiz bir zafer kazanma hırsı ile yanıp tutuşuyordu.

22 Aralık’ta başlayan harekáta bazı komutanlar kış koşullarında bu işin faciayla sonlanacağını söyleyip karşı çıktılar.

Ancak zafer kazanma hırsı aklını ve mantığını yok eden Enver Paşa tarafından görevden azledildiler.

On binlerce asker ölüm dağlarında eriye eriye yürümeyi sürdürdü.

Sonunda o ölüm dağı aşıldı ve Sarıkamış’a varıldı.

Geriye kala kala 1500 asker kalmıştı.

Dağların zirvelerinde birbirlerine sokularak donan 90 bin askerin cesedi ise kurda kuşa yem oldu.

* * *

22 Aralık 1914-15 Ocak 1915 arasında yapılan Sarıkamış harekátının faciayla sonuçlanan acı öyküsü işte böyle...

Bu facianın sorumlusu Enver Paşa basına sıkı bir sansür koyarak bu faciayı Türk halkından da sakladı.

Sarıkamış faciası son yıllara kadar pek bilinmiyor, tarihin karanlık sayfalarında gizliliğini koruyordu.

Ama iki yürekli adam bu zinciri kırdılar.

Sarıkamış faciasını inanılmaz bir inatla Türk halkına duyurmayı başardılar.

Bu zorlu, meşakkatli yola baş koyan bu iki yürekli adam Prof. Dr. Bingür Sönmez ile Ahmet Günay.

Yaktıkları ateş her geçen gün büyüyor ve gerçekleri aydınlatıyor.

Önceki gece "Sarıkamış Dayanışma Grubu" olarak hüzünlü bir anma gecesi düzenlediler.

"Donuyorum ben ana" temalı anma konseri, Sarıkamış faciasının dehşetini biraz olsun katılanlara yaşatabilmek için buz gibi bir salonda yapıldı.

Ancak törendeki duygu sıcaklığı soğuğa rağmen kalpleri ısıtmaya yetti.

(Sarıkamış şehitleri için yapılmış türkü)

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3861475.asp

15 Mayıs 2007 Salı

Sarıkamış: Yeni bir dönüm noktası

Sarıkamış: Yeni bir dönüm noktası

19 Aralık 1914 gecesi Enver Paşa Köprüköy'deki karargâhından İstanbul'daki eşi Naciye Sultan'a şu satırları yazıyordu:
"Naciye, güzel melek!
Ben yakında avdeti umarken şimdi zuhur eden bir hal beni daha bir müddetçik buraya bağladı. 3. Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa orduyu idare için kendisinde cesaret göremediğini söylüyor. (..) Hep umduğum adamlar böyle çıkıyor. Şimdilik 3. Ordu'yu ben idare edeceğim."
Hasan İzzet Paşa, Enver Paşa'nın Harp Akademisi'nden strateji hocasıydı. Ama saraya damat olan Enver, alay, tümen, kolordu, ordu komutanlıklarında bulunmadan Almanların desteğiyle başkomutan vekilliğine atanmıştı. Şimdi de tecrübesizliğinin ve rekabet hırsının verdiği ataklıkla imkânsızı istiyordu:
Rus ordusu Sarıkamış'ta kuşatılıp yok edilecekti.
* * *
Plan, Alman patentliydi.
Alman ordusu Polonya cephesinde Ruslarla savaştaydı. Sarıkamış cephesi açılırsa Ruslar bazı birliklerini Polonya'dan Kafkaslara çeker diye umuyorlardı.
Osmanlı ordusu, bir Alman generalin komutasındaydı.
Enver ve ordusu onun emirlerini uygulayacaktı.
Ancak 3. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa, "Bu karda kışta, teçhizatsız birlikleri savaşa sürmenin cinayet olacağı" kanısındaydı.
Enver Paşa'ya bu görüşünü açınca tokat gibi bir cevap aldı:
"Eğer hocam olmasaydınız, sizi idam ettirirdim."
Ve Enver Paşa hocasını İstanbul'a yollayıp ordunun başına geçti.
Yayımladığı bildiride "Başarı giysilerle değil, her askerin kalbindeki yiğitlik ve cesaretle kazanılır" dedi.
Eşine yazdığı mektuplar "Allah kısmet eder de şu Moskofları bir ezersem, o vakit cicimi açık alınla kucaklarım. (..) Müsaade et, her tarafını emip öpeyim de Enver'ini ömrünce unutma" diye bitiyordu.
* * *
Enver Paşa sonunda Naciye'sine ve cepheden telgrafla sıhhatini sorduğu köpeğine kavuştu, ama tipi altında yalınayak Allahuekber Dağlarına sürdüğü 90 bin asker, bir daha evini göremedi.
Koca ordunun tek kurşun atamadan kara gömüldüğü günlerde, İstanbul gazeteleri Genel Karargâh'ın zafer bildirisini yayımlıyordu:
"Ordumuz Sarıkamış'a dek ilerleyerek kesin başarı kazanmıştır." (Bkz: Alptekin Müderrisoğlu, "Sarıkamış Dramı", Kastaş Y., 2004)
İşin aslı anlaşıldığında İstanbul basınında bu kez de "Ermenilerin düşmanla ittifak yapıp orduyu arkadan vurduğu"na dair yazılar başlayacak ve hezimetin sorumlusu olan İttihat Terakki 5 ay sonra, 90 yıldır Türkiye'yi uğraştıran ünlü tehcir kararını çıkaracaktı.
* * *
Enver Paşa, o belalı aralık gecesi hocasına kulak kabartıp harekâtı bahara ertelese, Türkiye tarihi bambaşka gelişebilirdi.
Yapmadı.
Ve Sarıkamış faciası bir dönüm noktası oldu.
Şimdi 90 yıl sonra "şanlı tarihimiz"de pek söz edilmeyen bu trajedinin ilk kez ve "Genelkurmay'ın himayesinde" anılıyor olması çok önemli...
Bu, Sarıkamış'ı yeniden bir dönüm noktası haline getirebilir ve o hezimetle başlayan hatalar zincirini daha net görmemizi ve soğukkanlılıkla yeniden değerlendirmemizi sağlayabilir.

http://www.milliyet.com.tr/2004/12/28/yazar/dundar.html