Sarıkamış Harekatı Arşivi blogu, Sarıkamış Harekatı'na dair yayımlanmış her türlü dijital ortama aktarılmış bilgiyi sunmak amacı taşır. KATKIYA AÇIKTIR. Anahtar Kelimeler: Sarıkamış, Harekatı, Faciası, Enver Paşa,donarak, 90.000 şehit, Allahü Ekber dağları, Kafkas Cephesi, Osmanlı, Rus, 1914, İzzet Paşa, Soğanlı, Hafız Hakkı Paşa, kardelen şehitleri

20 Mayıs 2007 Pazar

Bu topraklarda doksan bin Türk öldürüldü

"Bu topraklarda doksan bin Türk öldürüldü"

Geçen yıl bu tarihlerde, "90. yılda 90 bin şehit anılıyor" girişiminin temsilcisi Prof. Dr. Bingür Sönmez'in "zaman geçirilirse, Sarıkamış'ta yitirdiğimiz insanlarımızın şehitliklerinin de tamamıyla kaybolacağını" hatırlatan mektubunda ne deniyordu:
"Bildiğiniz gibi 1914'te yaşanan bu dram 22 Aralık 1914'te başlayıp 5 Ocak 1915'te bitmiş ve tarihte örneği olmayan bir mağlubiyet yaşanmış ve 150 bin mevcutlu 3. Ordu'nun yüzde 95'i, yüksekliği 3150 metreye varan Allahuekber ve Soğanlı Dağları'nda karlar altında kalmıştır.
Eklediğim CD'de göreceğiniz gibi mart ayı geldiğinde toplanan şehitler ya toplu mezarlara defnedilmiş ya da kurda-kuşa yem olmaması için bir araya toplanıp üzerlerine taş yığılmıştır. Bu CD'de bulunan 1914'te Ruslar tarafından çekilmiş filmdeki görüntüler çok hazindir.
....Sarıkamış Dayanışma Grubu olarak tek arzumuz Enver Paşa'ya hesap sormamak için üzeri karlarla örtülen 90 bin şehidi Çanakkale Şehitleri düzeyinde anmak, Sarıkamış'a bir 1914 Sarıkamış Harekat Müzesi kurmak ve ilginin devamını sağlamak için her yıl 22 Aralık-5 Ocak arasında Allahuekber ve Soğanlı yürüyüşleri yapmak."


"Enver Paşa'ya hesap sormamak için üzeri karlarla örtülen doksan bin şehit..."
Tek bir kurşun atmadan doksan bin askerimizi dondurarak öldüren anlayış neden doksan yıldır sorgulanmadı?
Bu topraklarda "Kürtler'in" ya da "Ermeniler'in" öldürüldüğünün söylendiğini duyunca ayağa kalkmak ile "doksan bin Türk'ün öldürülmesi" konusunu bu kadar sessiz geçiştirmek arasında utanç verici bir çelişki yok mu?
Neden Sarıkamış faciası doksan yıl boyunca sessizce geçiştirildi?
Enver Paşa ve takipçilerinin gerçeği hayasızca saptırıp, inanılmaz ölçülerde baskı yapmalarından tabii...
Düşünün ki, Türkiye'nin elinde bu dönemden kalma bir tek resim var... Diğerlerinin hepsi Rus arşivinde...
Tek bir satır yazılmaması için öyle bir baskı yapılmış ki... Konuyla ilgili hiçbir şey yazılmasın diye topyekun bir basın yasağı konmuş...
Enver Paşa bu hezimeti Saray'a bir zafer olarak bildiren telgrafları bu baskıya ve yasağa güvenerek çekebilmiş...
Doksan bin Türk'ü Allahuekber Dağları'nda kırdırdıktan sonra geldiği Erzurum'dan karısı Naciye Sultan'a çektiği telgrafta köpeğinin durumunu sormayı da ihmal etmemiş...


Tabii gencecik insanları orada dondurarak öldürüp, bu dehşeti de unutturmanın ardında, geçen yıl Bingür Sönmez'in gönderdiği Alptekin Müderrisoğlu'nun "Sarıkamış Dramı" adlı kitabından öğrendiğimiz bir "dış boyut" var...
Sarıkamış'ta ölüme teslim edilen binlerce çocuğun dramının bir adım öncesinde Osmanlı Genelkurmayı'nın Almanlar'a teslimi yer alıyor.
1913'te General Liman Von Sanders başkanlığında 42 subaydan oluşan Alman Heyeti'ne birer üst rütbe verilmekle kalınmamış, Türk üniformaları da giydirilmiş. Böylece Almanya'da tümgeneral olan Liman Von Sanders mareşalliğe yükselmiş ve ordunun komutasını ele almış. Nitekim, Çanakkale Savaşları'nı da o yönetmiş.
Osmanlı Genelkurmayı'nı yabancı ordu komutanlarına teslim etmekle kalmayan Enver Paşa, gene Almanlar'ın kışkırttığı pantürkist akımın hevesiyle çocuklarımızı Sarıkamış'ta dondurarak öldürmüş...
Bu, Almanlar'ın çok işine gelmiş... Çünkü Rusya'nın üzerine gönderilen Osmanlı Ordusu, Doğu Avrupa'da Almanlar'a karşı savaşan Ruslar'ın oradan kuvvet çekmesine sebep olmuş.


Sarıkamış Dramı bu yıl da anılıyor... Bugün ve yarın Kars'ta çeşitli anma faaliyetleri var...
İlkel ve hamasi bir milliyetçiliği belki de en çok utandırması gereken konu Sarıkamış...
Kürtler'i öldürmedik...
Ermeniler'i de kesmedik...
Peki Sarıkamış'taki doksan bin Türk'ü ne yaptık? Ve neden bu trajediyi tam doksan yıl boyunca görmezden geldik?
Bunun bir cevaba ihtiyacı yok mu?

Mehmet Altan

Kaynak: http://arsiv.sabah.com.tr/2005/12/24/yaz71-40-121.html

Hiç yorum yok: